Ana içeriğe atla

 AÇLIK ve YOKSULLUK SINIRLARI

Açlık ve yoksulluk sınırları ile ilgili ne çok tanım yapılmış.

Sosyal sonuçları en ağır olan açlığın "duygusal açlık" olduğunu dikkate alarak bir tanım da ben yapayım: 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rind ve Zahid

Ey püser nîstî zi-hestî bih Büt-perestî zi-hod-perestî bih ( 1 ) XVI. yüzyılda yaşamış olan Fuzûlî’yi bilmeyen var mıdır? Bugün, lise edebiyat derslerimizden kalma bilgi lerimizi yokladığımızda aklımızda kalan tortu nedir? Şair, Türk Edebiyatı’nın en büyüklerindendir ancak, edebi lehçesi açısından Azeri Edebiyatının en önemli unsurlarından biri olarak da sayılmaktadır. Dili, yazım tekniği ve benzeri etkileri onu Osmanlı Şiiri’nin önemli bir figürü konumuna da getirmiştir. Gelelim Osmanlı Edebiyatı’nın bir örneği olarak nitelendirebileceğimiz   “Divân Edebiyatı’nın” genel özelliklerine. Her türde olduğu gibi bu edebiyat türü de şekil ve içerik açısından kurallara bağlıdır. Şairler, özellikle şekle tam bağlı kalmışlar içerikte ise yarattıkları farklılıklarla üsluplarını ortaya koymuşlardır. Özellikle içerikte İslam kurallarına ters düştükleri zaman, dindar okuyucudan tepki görmüşlerdir. Bu tepki, başka bir ifadeyle çatışma, rint ve zahit kavramlarıyla karşımıza...

Türk Milli Arması ve Namık İsmail

Yıllar önce, “Sonbahar Müzayedesinde, Namık İsmail’in ‘Harman’ adlı tablosu, 155 milyar liraya alıcı buldu. Kenan Evren’in ‘Yelkenli’ adlı yağlı boya tablosu 7.5 milyar liraya satıldı.” [1] başlığı ile kamuoyuna verilen haber kimin ilgisini çekmişti bilinmez ama bu iki ismin farklı tarihlerde yaptıkları resimlerden sadece “Harman” adlı tabloyu anımsamayan yok gibidir. Bu resim, en büyük yoklukların yaşandığı, en büyük bunalımların hâkim olduğu bir dönemde, Mustafa Kemal Atatürk’ün ikametgâhı olarak kullanılan Ankara Garı’ndaki konutun duvarını süslüyordu. [2] Bu yazının kahramanı olan Namık İsmail, eğitim amacıyla Fransa’ya gönderildiğinde henüz yirmili yaşlarının başındaydı. 1914’te tatil nedeniyle İstanbul’a döndü, Birinci Dünya Savaşının patlamasıyla silahaltına alınarak Kafkas cephesine gönderildi ancak, tifüse yakalanınca İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. 1917’de Enver Paşa’nın Şişli’de kurduğu Harbiye Mecmuası Atölyesinde, İbrahim Çallı, Ali Sami Boyar gibi birçok...

III.Selim - Reformist Mevlevi

  III.Selim, Nizam-ı Cedit meselesindeki yalnızlığını, şimdi de canını kurtarmak için verdiği savaşta yaşıyordu. Halbuki, tahttan indirildiği günden beri en çok yaptığı iş ile meşgul oluyor,  düşünüyor ve ibadet ediyordu. Ama katiller güruhu bunlarla ilgilenmemekteydi. Kapıyı kırarak içeri girmeye çalışırken, Sultanları tarafından onlara verilen görevi yerine getirmenin sonucunda elde edeceklerini düşünüyorlardı.  Ayrıca vakit daralmıştı, sarayın dışındaki binlerce insandan oluşan kalabalık, III.Selimi almak ve tekrar tahtta görmek istiyorlardı.   İçeri girdiklerinde hiç ummadıkları bir mukavemet ile karşılaştılar. Selim ilk girenleri haklamıştı ama elinde silah yoktu. Canilerin saldırışlarına, sarayın loş ve karanlık bir odasındaki dostları olan Ney'leriyle karşılık vermişti. Zaman ilerledikçe kendisini koruyacak gücü de kalmıyordu. Boğuşmalar, III.Selim’in defalarca bıçaklanarak öldürülmesi ile son buldu. Ama Sultan Mustaf...