Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Balığına Sahip Çık

  Bu başlığı okuduğunuzda bir miktar şaşırabilirsiniz. Haklısınız. Neden böyle bir yazıya ve dolayısıyla başlığa ihtiyaç duydum? Balığa sahip çıkmak için bu güzel Vatan’ın bütün kaynaklarına sahip çıkmak gerekir. Balıklarımız da önemli varlıklarımızdandır.  Bir miktar geriye gidelim. Meclis-i Mebusan’ın 4 Mart 1325 tarihli toplantısı sürmektedir.   Manastır Mebusu Mehmet Vasıf ile birlikte bazı mebuslar aşağıdaki önergeyi verirler. [1] “Meclisi Mebusan Riyaseti Celilesine Manastır vilayetinde Ohri gölünde ahalii mahalliyenin eskadim hakkı saydı var iken, mezbur gölün idaresi Düyûn-ı Umûmiye geceliden beri ahali bu haktan mahrum edilerek göl tahtı inhisara alınıp mültezimler hariçten seyyad getirip balık avlamakta ve balıkları kezalik inhisar suretiyle satmakta bulunduklarından, öteden beri gerek Ohri ve gerek İstarva'da ve göl sahilinde bulunan 5, 10 köyde meskûn olup bu gölde saydedilen ve balık alıp satmakla meşgul ve müteayyiş olan binlerce ahalii ...

Kurtuluş Savaşında Bir Libyalı

Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı sırasında çekilmiş bu fotoğrafı bir çoklarımızın dikkatini çekmiştir. Elbette fotoğrafta dikkati çeken beyaz örtüler içindeki, beyaz sakallı kişidir. Genel kanaat itibariyle, Atatürk ile yanındaki şahsı pek de bir araya getiremeyiz. Resimdeki şahsı açıklayalım: Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi. Kurtuluş savaşının en kritik dönemlerinde Atatürk'ün yanında ne işi vardır? Libyalı Şeyh Ahmet Sünusi, başta Kuzey Afrika olmak üzere Müslümanlık aleminde çok tanınmış bir kişidir. O nun tanınmasının sırrı sadece kişiliğinden kaynaklanmaz. Sunusî tarikatının kanaat önderidir. Tarikat, Muhammed bin Ali es-Senusî tarafından kurulmuştur. Genel anlamda, Müslümanların Hz. Muhammed dönemindeki İslamî hayata dönmelerini öngörmektedir. Muhammed Senusi, insanların ruhlarını söndürerek bireysellikten uzaklaşan bir yapı yerine, Müslümanların daha fazla eğitim alarak, daha çok çalışarak sosyalleşeceği, kendi deyimi ile "İslam’ın özüne yönelik" bir yaşam ta...

III.Selim - Reformist Mevlevi

  III.Selim, Nizam-ı Cedit meselesindeki yalnızlığını, şimdi de canını kurtarmak için verdiği savaşta yaşıyordu. Halbuki, tahttan indirildiği günden beri en çok yaptığı iş ile meşgul oluyor,  düşünüyor ve ibadet ediyordu. Ama katiller güruhu bunlarla ilgilenmemekteydi. Kapıyı kırarak içeri girmeye çalışırken, Sultanları tarafından onlara verilen görevi yerine getirmenin sonucunda elde edeceklerini düşünüyorlardı.  Ayrıca vakit daralmıştı, sarayın dışındaki binlerce insandan oluşan kalabalık, III.Selimi almak ve tekrar tahtta görmek istiyorlardı.   İçeri girdiklerinde hiç ummadıkları bir mukavemet ile karşılaştılar. Selim ilk girenleri haklamıştı ama elinde silah yoktu. Canilerin saldırışlarına, sarayın loş ve karanlık bir odasındaki dostları olan Ney'leriyle karşılık vermişti. Zaman ilerledikçe kendisini koruyacak gücü de kalmıyordu. Boğuşmalar, III.Selim’in defalarca bıçaklanarak öldürülmesi ile son buldu. Ama Sultan Mustaf...

Rind ve Zahid

Ey püser nîstî zi-hestî bih Büt-perestî zi-hod-perestî bih ( 1 ) XVI. yüzyılda yaşamış olan Fuzûlî’yi bilmeyen var mıdır? Bugün, lise edebiyat derslerimizden kalma bilgi lerimizi yokladığımızda aklımızda kalan tortu nedir? Şair, Türk Edebiyatı’nın en büyüklerindendir ancak, edebi lehçesi açısından Azeri Edebiyatının en önemli unsurlarından biri olarak da sayılmaktadır. Dili, yazım tekniği ve benzeri etkileri onu Osmanlı Şiiri’nin önemli bir figürü konumuna da getirmiştir. Gelelim Osmanlı Edebiyatı’nın bir örneği olarak nitelendirebileceğimiz   “Divân Edebiyatı’nın” genel özelliklerine. Her türde olduğu gibi bu edebiyat türü de şekil ve içerik açısından kurallara bağlıdır. Şairler, özellikle şekle tam bağlı kalmışlar içerikte ise yarattıkları farklılıklarla üsluplarını ortaya koymuşlardır. Özellikle içerikte İslam kurallarına ters düştükleri zaman, dindar okuyucudan tepki görmüşlerdir. Bu tepki, başka bir ifadeyle çatışma, rint ve zahit kavramlarıyla karşımıza...