Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şark Meselesi, Kafkas Sürgünü, İngiliz Peksimeti ve Soçi

İslamiyet ile Hristiyanlık arasında ortaya çıkan ilişkilerin sonucu olarak Batı’da filizlenen Haçlı zihniyetinin oluşturduğu siyasî faaliyetler “Şark Meselesi” olarak nitelendiriliyordu ve iki temel amacı vardı. Öncelikle Türkleri, Anadolu’ya sokmamak için çalışılmalıydı. Bu amaç Malazgirt Savaşı’yla yerle bir olmuştu. Mademki Türklerin Anadolu’ya girişi engellenememiştir Batı, yeni bir girişimde bulunarak Türkleri Anadolu’da durdurmayı amaçlamaktadır. Önce Miryakefalon Savaşı daha sonra Çirmen Savaşı’yla bu amaç da suya düşer. Artık tek çare kalmıştır “Türklerin Avrupa’daki yayılışını engellemek.” Niğbolu Savaşı Batının yüzünde patlayan bir gerçeklik olacaktır. Türklerin yönü Batıdır ve bunu engellemek de mümkün görülmemektedir. Böylece Batının “Şark Meselesi’nin birinci safhasında uygulamaya koyduğu planlar çöker. Sırada ikinci safha vardır ve Osmanlı Devleti’nin Avrupa kıtasında fethettiği bölgelerdeki Hristiyanları Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmak amaçlanır. ...

Bir Suikastin Kamu Yönetimine Etkisi

Uzun süredir vücudundaki kurşunlarla yaşamaya çalışan ve kurşunlardan birinin bulunamaması sebebiyle birçok doktorun lüzumsuz müdahalelerine de maruz kalan yaralı, ABD’nin 20. Başkanı James Abram Garfield’tir. Yaralandığı günden beri birçok ünlü hekim etrafındadır ancak, bir türlü çözüm bulunamamaktadır. O günlerde ünlü bir bilim adamı da Başkanın vücudundaki kurşunu bulabilmek için seferber olmuştur. Bu ünlü isim Graham Bell’den başkası değildir. Bell, kurşunun yerini tespit etmek için, belki de tarihin ilk metal dedektörünü icat etmiş ancak, etrafta birçok metal bulunması sebebiyle pek de başarılı olamamıştır. Gayretler sonuçsuz kalır ve 2 Temmuz 1881 günü Washington’da Baltimore tren istasyonunda Charles Guiteau tarafından sırtından vurulması ile başlayan süreç, 19 Eylül 1881 günü Başkanın ölümü ile son bulur. Başkanın ölümü Amerikan tarihi açısından elbette çok önemlidir ancak, bu ölüm birkaç tartışmayı da beraberinde getirir: Yarasına ilk müdahalede buluna...

Farklı Bir Münevver: Mehmed İzzet Bey

Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, II. Ankara Üniversitesi haftası münasebetiyle Antakya Halkevinde 10 Eylül 1943 tarihinde verdiği konferansta şöyle demektedir. “Rahmetli Profesör Mehmet İzzet,   ‘Milliyet nazariyeleri ve millî hayat’ adlı eserinin bir yerinde diyor ki : ‘Bir Türk mütefekkiri bir gün, Türk kimdir? sualine kendini Türk bilendir, cevabını" vermişti. Bu cevap doğrudur, fakat eksiktir. Kendini Türk bilmek, istemek kâfi değildir, aynı zamanda ‘Türk olmak’ lâzımdır.   Ben bu satırların derin manası üzerinde çok durdum. Çünkü gerçekten kendimizi Türk bilmek yetmez, Türk olmağa lâyık olmak gerektir. Türk millet ve vatanına layık Türk olmak demek millî felsefemizin, Türk dünya ve tarih görüşünün, Türk iradesinin, Türk medeniyetinin, Türk kültürünün canlı realitelerine, ülkülerine dört elle sarılmak, onları yaşamak ve büyük Türk millet yapısı içinde faydalı ve gerçek bir vatan çocuğu olmağa savaşmaktır. Bu ebedî millî kıymetleri muhafaza ve müdafaa etmektir.” ...

Bayramların ve Bağlılığın Sembolü : Akide Şekeri

Bayramlar size ne hatırlatır bilmem ama benim için güneşli bir günde bütün ailenin bir araya gelmesi, Büyükannemin bir gün önceden hazırladığı cevizli kadayıfın kokusu ve elbette bıkmadan usanmadan yediğim akide şekeridir. Eve her gelene sunulan ve inatla alması sağlanan o akide şekeri sadece ağızların tatlanması için değil, bağlılığın-birlikteliğin güçlenmesine de yaramaktaydı. Akidenin yapımı da bunun bir işareti değil midir? Binlerce şeker tanesi 140-150 derecede erir, neredeyse sıvı hale gelir ve bir daha ayrılmamak üzere bir bütün olur. Soğuma aşamasında ağdalanan şekere ister gülsuyu, ister portakal veya fındık   eklenerek başka bir güzellik katılır. Artık bir akit sağlanmış, bir söz verilmiştir. Ne olursa olsun bu birliktelik eskisi gibi olmayacak, ayrılmayacaktır. Damakta bıraktığı güzel tadı ve yarattığı hissiyat sebebiyle akide, tarihimizde de önemli bir yer edinmiştir. Coğrafyamızda şekerciliğin 14-15. yüzyıla dayandığı tahmin edilmektedir. [1] Osmanlı Devleti...

İdman Bayram'ından 19 Mayıs Bayramı'na

Beden Eğitimi Fikrinin Gelişimi Türk eğitim tarihinde önemli bir yeri olan Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) sadece öğretim alanında değil, eğitim alanında da birçok yeniliğe öncü olmuştur. Beden eğitimi de bu yeniliklerden birisi olarak tarihe geçecektir. 1868’de bir Fransız öğretmen vasıtasıyla başlayan beden eğitimi faaliyeti, 1879'da bu konuya gönül vermiş bir Türk vatandaşıyla; Ali Faik Bey ile devam edecektir. Ali Faik (Üstünidman) Bey, Sultani’ye 1871'de girmiş ve mezun olur olmaz “terbiye-i bedeniye” dersini vermeye başlamıştır. Ali Faik Bey’in en kabiliyetli öğrencilerinden birisi de Selim Sırrı Bey’dir. Sultani'yi bitirdikten sonra, İstanbul'un birçok okulunda jimnastik öğretmeni olarak görev alan ve 1909'da devlet tarafından İsveç'e gönderilen ve İsveç'te Beden Eğitimi Yüksek Öğretmen Okulu'nda eğitim alan Selim Sırrı Bey, yurda döndüğü 1910 yılından itibaren hem Muallim Mektebi'nde beden terbiyesi öğretmeni olmuş hem de Maari...